Meme Kanseri

Meme kanseriyle ilgili herşey
Meme kanserinde risk faktörleri nelerdir? Meme kanseri neden oluşuyor? Meme kanserinin kontrolü nasıl yapılmalı? Memenin elle muayene edilmesinde ne gibi belirtilerde doktora gitmeliyiz? Meme başı akıntıları kanser belirtisimidir? Meme ağrısı da bir kanser belirtisimidir? Kişinin kendisi, doktora muayene olmadan mamografi çektirmesi doğrumudur? Meme kanseri tedavi edilebilir bir hastalık mıdır?

MEME KANSERİ NEDİR?

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser tipidir. Her 8-10 kadından birinde görülebiliyor (ABD’ de 1/10, İngilterede 1/12’ dir). Kadınlarda görülen kanserlerin yüzde 32’ si meme kanseridir.

Kadınlarda kansere bağlı ölümlerin yüzde 15’ inden meme kanseri sorumludur. Erkeklerde de meme kanseri nadir olarak görülür.

Erkeklere göre kadınlarda risk 100 kat daha fazladır. Yani meme kanseri bir kadın hastalığıdır.

Türkiyede yıllık 30 bin yeni meme kanseri olgusuna tanı konulmaktadır.

MEME KANSERİNDE RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

Meme kanseri gelişen hastaların 2/3’ ünde belirlenmiş bir risk faktörü yoktur.

1. Kadın cinsiyet
2. Kafkas ırkı ve Ashkenazi yahudileri
3. İleri yaş
4. Meme kanseri olan birinci derece akraba aile öyküsü (Kızkardeşler, kızları)
5. Daha önceden meme kanseri olması karşı meme için riski artırır. Endometrium kanseri, radyasyon öyküsü, bazı iyi huylu meme patolojileri (proliferatif değişiklik olan meme biyopsileri)
6. Adetin erken başlaması(<12 yaş), geç menapoz(>50)
7. Doğum yapmamış olması, ilk doğumunu geç yapmış olmak(30 yaştan sonra)
8. Şişmanlık
9. 9-Bütün meme kanserlerinin yalnızca yüzde 5-10 kadarı kalıtım ile ilgilidir. (BRCA1, BRCA2, p53, ATM genleri kalıtımsal ailesel meme kanserinin çoğundan sorumludurlar.) Meme kanserlerinin çoğunluğunda belirlenmiş bir risk faktörü yoktur, sporadik meme kanseri olarak gelişir.

MEME KANSERİ NEDEN OLUŞUYOR?

* 1-Genetik Faktörler:

a-Meme kanseri ile ilgili genetik hastalıklar vardır (Sendromlar): Li-Fraumeni sendromu, Cowden hastalığı, Lynch tip-2 sendromu vb

b-Tümör supressör genler: BRCA-1, BRCA-2, p53 genleri vb

c-Onkogenler: c-erbB-2, c-myc vb

d-Meme kanserinin ailesel geçişi de söz konusu dur; Meme kanserli hastanın kızında rölatif risk 4-5 kat, kız kardeşinde 3 kat. Anne ve kız kardeş meme kanseri ise diğer kız kardeşlerde 14 kat risk artar.

* 2-Hormonal Faktörler:

a-Östrojen

b-Progesteron

c-Doğum kontrol hapları; çok erken yaşta ve ilk gebelik öncesi kullanımda (Her yıl yüzde 3 riski artırır)

d-Menapoz için Hormon Replasman Tedavileri; kısa süreli kullanımda risk yok, 5 yıl ve üzeri (1.5 kat), aile hikayesi olanlarda (3,4 kat).

* 3-Çevresel Faktörler:

a-Diyet: Diyetteki hayvansal yağ ve kızarmış yağlı gıdalar (2 kat), sığır ve domuz eti tüketimi (2.7kat), Alkol (1.5 kat).

b-Şişmanlık: Özellikle menapoz sonrası kadında (2.5-3 kat)

c-Çocuk doğurma: İnfertil ve doğurmamış kadınlarda (1.5-2 kat)

d-Geç menapoz: 55 yaş üstü menapoza girenlerde 45 yaş altı girenlere göre (2 kat)

e-Daha önce kanser öyküsü: Meme kanserlide karşı memede (3-4 kat), over veya endometrium kanserlilerde (1.5 kat)

f-İyi huylu meme hastalıklarında: Proliferatif meme hastalıkları (1.5-2 kat), atipik hiperplazi (4-5 kat)

g-Radyasyon; Atom bombası, meme kanseri için radyoterapi karşı meme için (1.5 kat), tüberkülozda sık çekilen floroskopiler, timusa uygulanan radyoterapi (3.6 kat)

MEME KANSERİNİN KONTROLÜ NASIL YAPILMALI?

Daha önce de bahsedildiği gibi meme kanseri gelişen hastaların 2/3’ ünde belirlenmiş bir risk faktörü yoktur. Bu nedenle her kadının risk altında olabileceği göz önüne alınarak kişilerin düzenli olarak meme kontrolü yaptırması gerekiyor. Meme kanseri, tüm kanser türleri içinde erken teşhis ile en kolay tedavi edilebilen kanser türüdür.

Kendi kendine meme muayenesi:

* 20 yaşından itibaren ömür boyu ayda 1

Doktor tarafından elle muayene:

* 20’li yaşlarda 2-3 yılda 1
* 30’lu yaşlarda 1-2 yılda 1
* 40 yaşından başlayarak ömür boyu yılda 1

* Mamografi:

40 yaşından itibaren ömür boyu yılda 1 yapılması önerilmektedir. Tarama mamografilerinde ideal aralık farklılıklar gösterir. Örneğin; Amerikan Kanser Derneği yıllık mamografik inceleme yapılmasını önerirken, bir çok Avrupa ülkesinde tarama aralığı 2 yıl ya da daha uzundur. TC Sağlık Bakanlığı tarama yaşını 50’ den başlatıp 69 yaşına kadar 2 yıl aralıkla kabul etmiştir.

Yüksek riskli kadınlarda riskin niteliğine göre daha erken yaşta başlanır.

Yakın akrabalarında meme kanseri olan kadınlarda bu akrabanın tanı aldığı yaştan 10 yıl önce mamografi taramasına başlanır (örn. Kız kardeşi 40 yaşında tanı aldıysa 30 yaşında başlanır)

Mamografinin duyarlılığı meme dokusunun yoğunluğuna bağlıdır. Duyarlılık, yağ dokusu fazla olan memelerde yüksek (yüzde90-95), meme dokusunun yoğun memelerde ise düşüktür (yüzde60-75).

Tüm yaşlar dikkate alındığında mamografinin duyarlılığı yüzde 40 ile 90 arasındadır. Mamografinin duyarlılığı gençlerde düşüktür, yaş ile birlikte artmaktadır.

* Ultrasonografi (US):

Hasta 40 yaşından gençse ilk yöntem olarak, 40 yaş ve sonrasında mamografik olarak yoğun memelerde ya da memelerin mamografik olarak yoğun bölgelerinde (mamografiden sonra ikinci yöntem olarak) kullanılır.

Mamografinin yüksek duyarlılığına rağmen, meme kanserlerinin yaklaşık yüzde 5-10’u mamografik bulgu vermeksizin fizik muayene bulguları ile ortaya çıkar. Bu nedenle mamografik tarama fizik muayene ile birlikte yapılmalıdır.

* Magnetik Rezonans:

Manyetik Rezonansın damardan verilen kontrast ajanlar kullanılarak erken meme kanserlerinin tanısında duyarlılığı yüzde 94 ile yüzde 100’ e ulaşabilir. Manyetik Rezonansın meme kanserinin bir tanı aracı olarak yüksek duyarlılıkta olduğu gösterilse de özgüllüğü yüzde 37 ile 97 arasındadır. Hem fiyatının yüksekliği, hem de özgüllüğündeki değişkenlik nedeni ile bir tarama aracı olarak kullanımı uygun değildir. Manyetik Rezonans meme yoğunluğundan etkilenmediği için mamografinin etkinliğinin sınırlı olduğu genç kadınlarda, özellikle yüksek risk taşıyanlarda tercih edilmelidir.

MEMENİN ELLE MUAYENE EDİLMESİNDE NE GİBİ BELİRTİLERDE DOKTORA GİTMELİYİZ?

Meme kanserinde en sık görülen belirti memede kitledir. Çoğunlukla meme kanseri ağrıya neden olmaz. Memede bir kitle hissedildiğinde vakit geçirmeden meme ile ilgilenen bir genel cerrahi uzmanına muayene olunması gerekir.

Memede çöküklük (portakal kabuğu manzarası), kızarıklık, meme derisinde kalınlaşma ve ödem, meme başında çekinti daha az ve ileri evrelerde görülür.

MEME BAŞI AKINTILARI KANSER BELİRTİSİMİDİR?

Meme başından kendiliğinden gelen akıntılarda da mutlaka doktora muayene olunması gerekir. Patolojik meme akıntılarının yaklaşık yüzde 10 kadarı meme kanserine bağlıdır. Yaşın 55 üstünde olması, akıntının tek bir süt kanalından gelmesi, kanlı akıntı ve akıntı ile birlikte kitle varlığı akıntının kansere bağlı olma olasılığını yükseltir. Mamografi, ultrasonografi yapılmalıdır. Bu tetkiklerin negatif olması meme kanseri olasılığını ekarte ettirmez. Kitle varsa biyopsi yapılmalıdır.

Meme başında çatlak, yara, sıyrık oluşması, kabuklaşıp tekrarlayan yara oluşması durumunda da bir doktorun muayene etmesi gerekir. Memenin Paget hastalığında meme başı ve çevresi yüzeyinde nemli, kızarık, ekzamatöz görünümden kuru, kabuklu soyulmuş görünüme kadar değişen lezyonlar vardır. Bu olguların yarısında altında kitle vardır.

MEME AĞRISI DA BİR KANSER BELİRTİSİMİDİR?

Meme ağrılarının (Mastalji) gençlerde (55 yaş altında) yüzde 70’ i kadının adet döngüsü ile döngüseldir, yüzde 25’ i döngüsel olmayan ağrılardır. Göğüs duvarı ağrıları, Tietze sendromu, fibrokistik değişiklikler, psikolojik nedenler vs. bağlı olabilir.

KİŞİNİN KENDİSİ, DOKTORA MUAYENE OLMADAN MAMOGRAFİ ÇEKTİRMESİ DOĞRUMUDUR?

Memede lezyonların belirlenmesi ve tanısında asıl olan ilk olarak doktorun elle muayenesidir. Bu muayenenin meme konusunda deneyimli bir genel cerrahi uzmanı tarafından yapılması gerekir. Mamografi, ultrasonografi, MR vb tamamlayıcı ve aydınlatıcı tetkiklerdir. Kişi doktor muayenesi olmaksızın kendi isteği ile mamografi veya ultrason yaptırmamalıdır.

MEME KANSERİ TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK MIDIR?

Dünya literatüründen toplanan meme kanseri tanısı konulmuş ve tedavi edilmemiş 1000 olgunun ortalama sağkalım süresi 3 yıl olarak rapor edilmiştir. Günümüzde meme kanserinin tedavisi her evrede yüz güldürücü dür. Erken evre meme kanserlerinde tedavi ile 5 yıllık yaşam beklentisi yüzde 90 üzerindedir. Bu nedenle hastalığın mümkün olan en evrken evrede tanısının konulması ve tedavisinin yapılması gerekir. Tedavi sonrası da düzenli olarak doktor kontrolleri yapılmalıdır.

Üçgen vücut eşcinsel edebiliyor

Vücut geliştirirken dikkatli olun

Son zamanlarda özellikle büyük metropollerde yüzlerce body bulding ve fitness salonu açıldı. Tatil sezonun yaklaşmasıyla birlikte kıştan kalan kilolardan kurtulmak ve vücut geliştirmek isteyen insanlar soluğu bu salonlarında alıyor. Doping kapsamına giren, kas kitlesini ve kuvvet arttırmaya yönelik bir kısım ekstra ilaç ve maddelerin kullanımı her geçen gün artıyor. Fakat bu ilaçlar bilinçsiz bir şekilde kullanıldığı için ölümlere varan ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor.

KANSER RİSKİ VAR

Hormonların karaciğer kanseri riskini arttırdığını ileri süren Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Spor Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hakan Gür, “Türkiye de son zamanlarda binlerce body ve spor salonu açıldı. Asıl tehlike bu gibi yerlerde. Leblebi gibi alıyorlar, ne aldıklarını bilmiyorlar, bunları verenler bile içeriğini bilmiyor” dedi. Özellikle anabolik steroidlerin, kadınlarda erkeksi karakterin gelişmesine sebep olurken, erkekte ise tam tersi durumun meydana geldiğini dikkat çeken spor hekimi Gür sözlerini şöyle sürdürdü:

ÖLÜMCÜL OLABİLİYOR

“Erkeklerde sperm sayısını düşürür, erkeklik özellikleri kaybolur. Kızlarda ise doğurganlık azalır, erkeksi özellikler gelişmeye başlar. Öte yandan steroidden ölenler var. Bu ilaçlar hormon dengesini bozduğu için cinsel sapma sonucunu doğurur. Özellikle erkeklerde homoseksüel eğilimler baş gösterir.” Büyüme hormonları iç organların büyümesine sebep olduğu gibi el, ayak, burun gibi uzuvların enine büyümesine yol açıyor.

Bugün

Saçlarınız mı dökülüyor

Dikkat çekici saçlara kavuşmak için kesinlikle okuyun

Özel bakım ürünlerine tonlarca para harcamanıza gerek yok, evinizde hazırlayacağınız karışımlarla da saçlarınıza bakım yapabilirsiniz. Bu konuda aktarlarda satılan doğal ürünler en byük yardımcınız olacak. İşte size çok sık rastlanan saç problemleri ve bu problemlerin mutfağınızdan geçen çözüm yollarıSaçlarınızın beyazlamasını geciktirmek ve güçlendirmek için, bir avuç sarmaşık yapraklarını1 litre suda 10 dakika kaynatın. Saçlarınızı şampuanla yıkadıktan sonra bu su ile durulayın. Eğer saçlarınıza röfleli bir görüntü kazandırmak istiyorsanız sarmaşık yapraklarını sıcak suyun içine 1 demet maydanoz atarak kaynatın ve saçınızı bu su ile durulayın. Güçlü ve parlak saçlara sahip olmak istiyorsanız, saçınızı zeytinyağı ile tarayın ve diplere işlemesi için başınıza bir havlu sarıp bir iki saat bekleyin. Daha sonra Saçınızı uygun bir şampuanla yıkayın.

Saç diplerindeki kaşıntı için

Bir su bardağı elma sirkesini ocakta kaynama derecesine gelene kadar ısıtın ve kaynamadan ocaktan alın. Bir avuç çok ince kıyılmış ısırgan otunun üzerine döküp soğuyuncaya kadar demlenmeye bırakın ve süzün. Pamuk veya sünger yardımı ile saç diplerinize iyice masaj yaparak yedirin. Bir saat bekledikten sonra saçlarınızı şampuanlamadan durulayın.

Kepek sorununu çözün

Saçlarınızın kolay taranması ve elektriklenmemesi için spreyli bir şişenin içine az miktarda saç kremi koyup biraz su ile sulandırın ve saçlarınıza sıkın. Saçlarınızın çok kolay tarandığını ve elektriklenmediğini göreceksiniz. Kepeksiz ve pırıl pırıl saçlar için bir kaşık balı yarım çay bardağı suyun içinde erittikten sonra saç diplerinize parmaklarınızla bu su ile masaj yapın ve saçlarınızı durulayın. Ve saçlarınızı fırçalayın.

Dökülmesinler

Mevsim değişikliğinde saçlarınızın dökülmesini engellemek için tavsiyelerimize mutlaka göz atın.

Saç dökülmesi için

Saçlarınız tutam tutam dökülüyorsa bunun için; bir tutam şerbetçi otu kozalağı, bir tutam devetabanı yaprağı, bir tutam meşe kabuğu ve bir yemek kaşığı naneyi bir tencereye koyup üzerine 1 litre kaynar su ekleyerek yaklaşık 1 saat demlenmeye bırakın ve süzün. Daha sonra saç diplerinize pamuk yardımı ile bu karışımı iyice yedirin ve saçlarınızı bir havlu ile sarıp yaklaşık 20 dakika kadar bekleyin. Kalan karışımla saçlarınızı yıkayıp kendiliğinden kurumaya bırakarak saç bakımınızı tamamlayın.

Saçların uzaması için

10 damla limon suyu ile beş yemek kaşığı havuç suyunu karıştırıp için. (Bunu en az haftada iki kez yapın) Saç dökülmesine ve saçların uzamasında oldukça faydalıdır. Ayrıca havuçtan bol miktarda yararlanın çünkü havuç birçok saç sorununa bire birdir.

Muzlu-Ballı maske

Saçlarınızda doğal bir parlaklık için…

* 1 adet organik muz

* 2 kaşık doğal yoğurt

* 2 çay kaşığı saf zeytinyağı

* 1 çay kaşığı organik bal

* 2 tatlı kaşığı tam yağlı süt

* 4 damla tatlı badem yağı (ya da bulabilirseniz ylang ylang yağı)

Hazırlanışı ve uygulama

Tüm malzemeleri blenderden geçirin ve kalın bir sıvı haline gelmesini sağlayın. Saçlarınızı yıkayın ve havluyla kurutun. Ardından maskeyi bir tarak ya da boya fırçası yardımıyla kökten uca tüm saçlarınıza yedirin. Başınızı folyoyla sararak ya da bir bone geçirerek 1 saat bu halde bekleyin ve daha sonra yıkayın.

Takvim

Diş tedavisinde deve kuşu yumurtası

Diş hastalıklarına deve kuşu yumurtası çözüm buluyor 

Selçuk Üniversitesi (SÜ) Diş Hekimliği Fakültesi ile Veteriner Fakültesi, deve kuşu yumurtasının diş hastalıkları tedavisinde kullanılması için ortak bir çalışma başlattı.
SÜ Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ercan Durmuş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, diş hekimliği, ortopedi, çene cerrahisi, plastik cerrahi ve beyin cerrahisi gibi birçok tıp alanında kullanılan greft (kemik tozu) ve membranın (örtü malzemesi) bugüne kadar kimyasal maddelerin laboratuvar ortamlarında belli işlemlerden geçirilmesi sonucu elde edildiğini söyledi.

İnsan kadavrası ve sığır kemiklerinden de elde edilebilen greft ve membranın çok pahalıya mal olduğunu dile getiren Doç. Dr. Durmuş, ”Ama bunların birçok riski bulunuyordu. Yani sığırdan insana geçen birçok hastalık var. Bu hastalıkların bertaraf edilebilmesi için de birçok işlemin yapılması gerekiyordu. Bu da doğal olarak bu malzemelerin fiyatlarını aşırı derecede yükseltiyordu” dedi.

Özellikle diş hekimliğinde sıkça kullanılan greft ve membranı, kolay ve risk faktörü olmayan bir yöntemle elde etmek için 2001 yılında SÜ Veteriner Fakültesi Histoloji-Embriyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlhami Çelik ile bir çalışma başlattıklarını anlatan Doç. Dr. Durmuş, şunları kaydetti:

”Yaptığımız araştırma ve deneylerde deve kuşu yumurtasının kabuğunun greft ve membran için çok uygun olduğunu tespit ettik. Deve kuşu yumurtasının kabuğu, istenen büyüklükte parçacıkların elde edilmesine imkan sağlayacak yeterli kalınlığa sahip. Bu yumurtanın kabuk ve zarları kalın ve güçlüdür. Bugüne kadar sığır ve diğer hayvanlardan insana geçen birçok hastalık tespit edilmesine rağmen, deve kuşundan insana geçebilecek bir hastalık tespit edilmemiş. Dolayısıyla deve kuşu yumurtasının başta diş tedavisi olmak üzere birçok tıp alanında ihtiyaç duyulan greft ve membranın yapımında kullanılmasında hiçbir risk faktörü yok. Maliyeti de çok düşük ve elde edilmesi çok kolay.

Projemiz tamamlanırsa, deve kuşu yumurtasının toz haline getirilmesiyle elde edilecek greft, dişi tutan kemik doku kayıplarında yeniden kemik oluşması için, ayrıca alt ve üst çene kemik kayıplarının onarılmasında kullanılabilecek. Diş hekimliği dışında vücuttaki büyük kemik kayıplarının tedavisinde yine bu malzeme kullanılabilecek.”

ÇALIŞMALAR 7 YILDAN BU YANA DEVAM EDİYOR

Deve kuşu yumurtasının kabuğuyla ilgili deneysel çalışmalarının 7 yıldır devam ettiğini anlatan Doç. Dr. Durmuş, maddi imkansızlıklar nedeniyle çalışmaları henüz tamamlayamadıklarını, bu nedenle projeyi hayata geçirebilmek için TÜBİTAK’a başvurduklarını bildirdi.

Doç. Dr. Durmuş, çalışmanın tamamlanmasıyla sağlık alanında özellikle diş tedavisinde kullanılan greft ve membran malzemelerine harcanan paraların azaltılabileceğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

”Şu anda bu malzemelerin zor şartlarda laboratuvar koşullarında oluşmasından dolayı piyasa değerleri de çok yüksek. Biz alternatif olarak doğal kaynaklarla elde edilen ve sağlık açısından risk taşımayan deve kuşu yumurtasının kabuk tozunu greft olarak kullanacağız. Çoğunlukla yurt dışından getirilen, diş tedavisinde kullanılan greft ve membran için Türkiye’de yılda 4-5 milyon dolar harcanıyor.

Her bir diş hastasının sadece greft ve membrana harcanan gideri ortalama 200 Avro’yu buluyor. Deve kuşu yumurtasından elde edilen kemik tozu ise 3′te 1 oranında daha ucuza mal olacak. Yani bu proje ile hem elde edilmesi kolay bir ürün ortaya çıkarmış olacağız hem de milyonlarca doların yurt dışına gitmesini önlemiş olacağız. ”

Doç. Dr. Durmuş, deve kuşu yumurtasını kırıp toz haline getirip, bir takım işlemlerden geçirdikten sonra elde ettikleri greft ve membranın, tıpta kullanılması için çalışmalarına devam ettiklerini sözlerine ekledi.

( Not: Deve kuşu yumurtası 20 kişinin tüketeceği tavuk yumurtasına eşdeğerdir, kabuğu haşeratlardan korunmak için kullanılır. Deve kuşu yumurtasının bulunduğu yerde örümcek ve diğer haşeratlar barınmaz, dikkat edilirse büyük camilerde deve kuşu yumurtası bulunur amaç örümcekten korumaktır. Protein bakımından oldukça zengindir. Kabuğu porselen tabağı kalınlığındadır. Çekiçle kırılır veya matkapla delinir. )

Guncel.net

Kanseri yüzde 80 azaltın

Eğer ailenizde kanse olsan biri varsa dikkatli olmanız gerekli

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Terzioğlu, önceden tedbir almakla kanser hastalığını yüzde 80 oranında azaltmanın mümkün olduğunu söyledi.

Terzioğlu, Rize İsmail Kahraman Kültür Merkezi’nde düzenlenen ”Genetik ve Sağlıklı Yaşam Konferansı”nda, insanın genetik yapısıyla ilgili bilgi verdi.

İnsanın oldukça karmaşık bir yapısı olduğunu ve çok basit bir eyleminde dahi onbinlerce işlemin gerçekleştiğini ifade eden Terzioğlu, bir söz söylemek istendiğinde beyinde çok kısa sürede 50 bine yakın işin gerçekleştirildiğini kaydetti.

Kadınlardan, doğum öncesinde bebeklerinin down sendromlu olup olmadığını test için alınan suyun tehlike oluşturduğunu öne süren Terzioğlu, ”Bu durumda çocuğun mongol doğma ihtimali eğer kadın 34 yaşını geçmişse yüzde 4, 38 yaşını geçmişse yüzde 7-8 olmaktadır. Bu nedenle yapılan yanlış bir uygulamadır” dedi.

Günümüzde hasta olduğu için hastaneye giden insanlardan yüzde 60-70′inin aslında hastaneye gitmesine gerek olmadığını, çok basit tedbirlerle kendilerini tedavi edebileceklerini anlatan Terzioğlu, şunları söyledi:

”Ailesinde kalıtsal bir hastalık, özellikle de kanser hastası olanların bir sağlık merkezine gidip durumlarını kontrol ettirmeleri gerekmektedir. Çünkü kanser hastalığı, 5 veya daha fazla gende bozukluk olması durumunda ortaya çıkmaktadır. İnsanda doğuştan 2 veya 4 gen zaten bozuk olabilmektedir. Eğer ailede kanser hastalığı varsa o kişide 1 gen daha bozulabilmekte ve kanser hastalığı ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle önceden tedbir almakla hastalığı yüzde 80 oranında azaltmak mümkündür.”

Sigaranın kanser yapmada önemli etkisinin bulunduğunu ileri süren Terzioğlu, ”10 yıl boyunca günde 1 paket sigara içen 100 kişiden 12’si kanser olmaktadır. Bu nedenle sigarayı bırakmak için vatandaşların sağlık merkezlerine gitmeleri önemlidir. Sigarayı bırakmada sağlık kuruluşlarında yapılan tedavi ile yüzde 75 oranında başarı elde edilmektedir” diye konuştu.

AA

Radyonüklit tedavi

Kansere yeni tedavi yöntemi Türkiye’de

Cerrahi ve kemoterapi gibi tedavi yöntemlerinden sonuç alınamayacak durumda ve karaciğere yayılmış olan (metastaz) tümörlerin küçültülerek zaman içinde yok olmasını sağlayan “Radyonüklit tedavi” yöntemi Türkiye’de de uygulanmaya başladı.

Alanında uzman radyoloji, cerrahi, nükleer tıp ve onkoloji uzmanlarının bulunduğu bir heyet tarafından yapılan operasyon, Türkiye’de ilk defa geçen hafta GATA’da uygulandıktan sonra Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi İbni-i Sina Hastanesi’nde de başarı ile yapıldı.

Operasyonu yapan heyetin başkanı olan AÜ Tıp Fakültesi Radyodiagnostik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadık Bilgiç,  “Radyonüklit tedavi” yöntemi ile kanser hücrelerinin zaman içinde küçüldüğünü ve yok olduğunu söyledi.

Karaciğere metastaz yapmış olan kanserli hastaların tedavisinde öncelikli olan yöntemin cerrahi müdahale olduğunu anlatan Bilgiç, bu yöntemin ancak cerrahi müdahaleye ve kemoterapi, radyoterapi gibi alternatif tedavilere cevap veremeyecek hastalara yapılabileceğini dile getirdi.

Bilgiç, “Radyonüklit tedavi” yöntemi ile tedavi kararının ancak hastayı takip eden hekim ile radyoloji ve nükleer tıp uzmanlarının ortak değerlendirmesi sonucunda alınabileceğini belirterek, şöyle konuştu: “Bu yöntem, hastaya sunulan bir alternatif değildir. Mutlaka diğer yöntemlerin uygulanması mümkün olmayan hastalara yapılabilir.
Radyonüklit tedavi yönteminin uygulanması, bağırsak, meme gibi çeşitli kanser tümörlerinin karaciğere metastaz yapması, karaciğerdeki tümörün yerinin cerrahi müdahale açısından risk taşıması, tümörün büyüklüğü ve yayıldığı alanın riskli olması, hastanın ömrünü uzatmaya ve yaşam kalitesini artırmaya yönelik olarak diğer yöntemlerin sınırlı kalması halinde doğru olacaktır.”

UYGULAMA DEVAMLI HALE GELECEK

Radyonüklit tedavi yönteminin, teknolojinin ve tıp biliminin gelişmiş olduğu birçok ülkede yıllardır uygulandığını, ameliyatın başarı şansının yüzde 90′ın üstünde olduğunu ifade eden Bilgiç, Türkiye’deki ilk uygulamalardan birinin AÜ Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi’nde 22 Nisan 2008′de 2 hasta üzerinde yapıldığını kaydetti.

Bilgiç, bu konuda uzman olan ABD’li Gelişimsel Radyoloji uzmanı Michael Dougles Coltwell’in de yapılan ilk uygulamada bulunduğunu ifade ederek, “Ameliyatlar, ilk uygulamaların ardından hastanemizde devamlı hale gelecek” diye konuştu.

Prof. Dr. Sadık Bilgiç, anjiografinin ve tedavinin ardından 1 gün sonra hastanın günlük aktivitelerini yapabilir duruma geldiğini ancak klinik takibin yapılması için kontrol amaçlı 2-3 gün hastaneye yatırıldığını söyledi.

Bu tip hastaların ilerleyen dönemde kliniğe yatırılmadan gün içerisinde ayaktan tedavi imkanı bulacağını anlatan Bilgiç, yöntemin, tedavi seçeneklerini yitiren karaciğer hastaları için yeni bir şans olduğunu dile getirdi.

RADYONÜKLİT TEDAVİ NASIL YAPILIYOR?
Prof. Dr. Bilgiç, tedavi öncesinde hastaya daha önceden anjiyo yapılarak damarlarının yapısının incelendiğini belirterek, operasyonun bölgesel anestezi altında yapıldığını ve yaklaşık 1 saat sürdüğünü söyledi.

Karaciğer kanserinde Radyonüklit tedavisinin, anjiyo eşliğinde yapıldığını ifade eden Bilgiç, uygulama sürecini şöyle anlattı:
“Karaciğer kanserinde metastaz yapan kitlenin tedavisinde uygulanan SIKREX yönteminde, ilk olarak karaciğer atardamarına katater yardımıyla girilerek tümörün büyüklüğü, sayısı ve kanlanması anjiyo yöntemiyle belirleniyor. Ardından tümörün beslendiği ana damar tespit ediliyor ve tümörün büyüklüğüne bağlı olarak istenilen dozda ayarlanan Ytrium (Y-90) radyoaktif maddesi açılan damar yolundan buraya veriliyor.
Karaciğer içeresindeki tümör dokularının bu maddeyi tutmasıyla, kitle zaman içerisinde küçülüyor ve kayboluyor.”

Bilgiç, operasyonun mutlaka alanında uzman hekimler tarafından yapılması gerektiğini belirterek, “Radyoaktif maddenin, tümörün beslendiği damar yerine başka organların damarlarına kaçması halinde istenmeyen komplikasyonların olabileceği” uyarısında bulundu.
Tümörün, zaman içinde Y-90 radyoaktif maddenin tutulumuna bağlı olarak küçülüp kaybolduğunu ifade eden Bilgiç, tümörün küçülmesi durumunda hastanın cerrahi müdahale şansı bulabileceğini kaydetti.

Prof. Dr. Sadık Bilgiç, bu yöntemin maliyetinin bir hasta için yaklaşık 20 bin YTL olduğunu belirterek, “Hastalar hastanede yattıkları için kendilerinden hiçbir fark alınmıyor” dedi.

“TEDAVİ İMKANI BULUNDUĞU İÇİN ŞANSLIYIM”

AÜ Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi’nde uygulanmaya başlayan Radyonüklit yöntemi ile tedavi olan ilk hasta 41 yaşındaki Kenan Soylu, tedavi imkanı bulduğu için kendisini şanslı hissettiğini belirterek, “Çok mutluyum, sevincimi ifade etmem mümkün değil. Kendimi şanslı hissediyorum” dedi.
Evli ve bir çocuk babası olan veteriner sağlık teknikeri Soylu, artık ailesi ile birlikte güzel ve sağlıklı günler geçirmeyi umut ettiğini söyledi.

AA

Erkek çocuğunuzun olmasını mı istiyorsunuz

Uzmanlar bebeğin cinsiyeti ile annenin beslenme şekli arasındaki ilişkiyi araştırdı

Enerji bakımından zengin besinler alan kadınların erkek çocuk doğurma olasılığı daha yüksek olabilir…

İngiltere’deki Exeter Üniversitesinden Fiona Mathews ve ekibi, annenin beslenme şekli ve bebeğin cinsiyeti arasındaki ilişkiyi araştırdı.

740 hamilenin, gebelikten önce ve gebelik sırasındaki beslenme alışkanlıklarını inceleyen bilim adamları, ilk çocuğuna gebe kalan ve bebeğin cinsiyetini bilmeyen bu kadınları hamile kalırken, kalori desteklerine göre 3 gruba ayırdı.

Enerji desteğini en fazla alan kadınların yüzde 56’sının erkek, en az alanların yüzde 45’ininse kız bebek dünyaya getirdiği görüldü.

Araştırmada, kahvaltıda tahıl tüketimi, potasyum, kalsiyum, C, E ve B12 vitaminleri bakımından daha zengin ve daha çeşitli besin tüketimi ve erkek çocuk doğurma arasında güçlü bir ilişkinin olabileceği de ortaya çıktı.

Mahthews, “bu çalışmaların, genç kadınların az kalorili beslenme tarzını tercih ettiği gelişmiş ülkelerde neden erkek oranının azaldığını açıklamaya yardımcı olabileceğini” söyledi.

Son 40 yılda sanayi ülkelerinde erkek bebek sayısının az da olsa azaldığı gözleniyor. Bu düşüş, tüketim ürünlerindeki kimyasal maddelere bağlanıyor. Bununla birlikte araştırmacılar, gelişmiş ülkelerdeki genç kadınların değişen beslenme alışkanlıklarının da bu düşüşü açıklayabileceğini belirtti.

Kahvaltı alışkanlığının gelişmiş ülkelerde neredeyse ortadan kalktığını söyleyen araştırmacılar, ABD’de kahvaltı yapan erişkinlerin oranının, 1965’te yüzde 86 iken 1991’de yüzde 75’e düştüğünü vurguladı.

Araştırmacılar, kahvaltıyı atlamanın normal gece açlığı süresinin uzamasına, bu nedenle glikoz seviyesinin düşmesine neden olabileceği görüşünü savunuyor. Daha önce laboratuvarda yapılan araştırmalar, glikozun erkek bebek dünyaya getirme olasılığını artırabileceğini göstermişti.

Araştırma, “Proceeding of the Royal Society” dergisinde yayımlandı.

AA

Pürüzsüz cilt

Pürüzsüz cilde sahip olmak üç aşamada mümkün: Temizleme, arındırma ve nemlendirme

Düzenli bir vücut bakımıyla cildinizi pürüzsüz, esnek ve yumuşak tutabilirsiniz. Bu bakımda duş jelleri, peeling ürünleri ve nemlendiriciler en büyük yardımcınız olacak

Pürüzsüz bir cilde sahip olmak tüm kadınların ortak isteği. Cilt sağlıksız beslenmeden strese ve uyku bozukluklarına kadar pek çok faktörden olumsuz etkilenebiliyor. Aşırı kuruluk veya yağlanma da ciltte gerginliklere veya pürüzlenmeye neden olabiliyor.

Temizleyici bakım ürünleri düzenli kullanım sonrası daha pürüzsüz ve esnek bir cilt vaat ediyor. Bu bakım ürünlerinin pek çok destekleyici ürünü de var.
Uzmanlar standart bir cilt bakımını üç aşamada topluyor: Temizleme, arındırma ve nemlendirme.

Hemen her kozmetik markası bir duş jeline sahip. Jeller vücudun genel temizliğini gerçekleştiriyor. Temizleme özelliği açısından markalar arasında genelde bir fark yok. En büyük fark kokuları. Kendinize uygun duş jeli seçerken kokusuna bakarak alabilirsiniz.

Tanecik yapılı peeling ürünleri vücudun ölü derisini arındırmaya yarıyor. Gözenekleri açarak hem derinin nefes almasına hem de ardından kullanılacak vücut ürünlerinin daha kolay emilmesine yardımcı oluyor. Vücudun pürüzsüzleşmesinde en büyük pay peeling’in. Peeling’i haftada bir veya iki defa duş sırasında nemli vücuda masaj yaparak uygulayabilirsiniz. Nemlendiriciler gerginliği azaltıp vücudun esnekliğini artırıyor. Genelde bitkilerin çekirdek yağlarından hazırlanıyorlar. Erken yaştan itibaren düzenli olarak nemlendirici kullanmak olgun ciltlerde görülen kırışıklık problemini önemli ölçüde azaltıyor. Kullandığınız parfümün nemlendiricisi varsa onu seçin. Parfümünüzün etkisini artırmada yardımcı olduğu söyleniyor.

Nemlendiriciler

Yaşlılık belirtilerini azaltıcı

Estee Lauder’ın vücut nemlendiricisi Re-nutriv Smooting Body Creme
bitkisel yağlarla yüksek teknolojinin birleşiminden oluşuyor. Ürün içerdiği yağlar sayesinde nem tutma ve sıkılaştırma özelliğine sahip. Düzenli kullanıldığı takdirde yaşlılık belirtilerini azalttığı iddia ediliyor.

Birbirini tamamlayan üç ürün

Birbirinin ardı sıra uygulanacak

La Mer’in bu üç ürünü belli başlı cilt problemlerine çözüm vaat ediyor. Vücut serumu ciltteki renk değişimini düzenliyor. Losyon cildin uzun süre nemli kalmasını sağlıyor. Ve mavi su yosunlu krem ise vücudu sıkılaştırıyor.

Nemlendirici süt

Biotherm’in kurumaya karşı vücut sütü Lait Corporel yıpranmış ciltlere karşı üç açıdan onarma sağlamayı vaat ediyor: Cildin koruyucu katmanını güçlendirmek, esnekliğini artırmak ve pürüzsüz bir dokunuş kazandırmak. Akışkan kıvamından dolayı ürün cilt tarafından hızla emilebiliyor.

Vücut peeling’i

Elmas, inci ve quartz tozu

La Prairie’nin Cellular Micro Dermabresion Creme’i düzenli kullanıldığı takdirde cildi yenilemeyi vaat ediyor. İçeriğindeki doğal elmas, tatlı su incileri ve quartz kristalleri tozu sayesinde ölü deriyi soyuyor. İlk beş gün art arda kullanılan ürün daha sonra haftada bir kullanılıyor.

Volkanik kum tanecikleri

Thalgo’nun Deep Sea Peeling’inin içeriğindeki yosun sayesinde yoğun bir nemlendirme özelliğine sahip olduğu söyleniyor. Volkanik kum tanecikleri gözenekleri temizlerken, turunçgil çiçekleri cildinize koku yayıyor.

Bitkisel yağlar

Dermalogica diğer duş jelleri gibi derin bir temizlik vaat ediyor. İçeriğinde çok sayıda bitkisel yağ var. Çay ağacı, limon ve okaliptus yağları cildi arındırmaya yarıyor. Sandal ağacı, lavanta ve portakal ise cildinizi nemlendirmeyi ve yoğun kokularıyla zevk vermeyi amaçlıyor.

Feminen kadınlar için

Tommy Hilfiger’in duş jeli Dreaming aynı adlı parfümün yan ürünü. Tasarımcısı bu ürünün feminen yanlarını keşfetmiş kadınlar için olduğunu söylüyor. Jelin hakim kokusu şeftali. Ayrıca amber çiçeği, frezya ve sümbülteber de kullanılmış.

Volkanik kum tanecikleri

Thalgo’nun Deep Sea Peeling’inin içeriğindeki yosun sayesinde yoğun bir nemlendirme özelliğine sahip olduğu söyleniyor. Volkanik kum tanecikleri gözenekleri temizlerken, turunçgil çiçekleri cildinize koku yayıyor.

Nemlendiricili duş jeli

Philip B.’nin duş jeli Chai Latte tüm cilt tipleri için uygun. Bu ürün zencefil, tarçın, kakule gibi baharatlarla kokulandırılmış.

MİLLİYET PAZAR

Sigara içilmesinin nedenleri

Sigara sekiz nedenden içiliyor, dokuz öneriden bırakılıyor…

Toplu alanlarda sigara kullanımının kanunen zorlaştırılması, sigarayı bırakma sürecinde sanıldığı kadar da etkili olamıyor. Klinik Psikolog Reyan Kanyas, “Hangi çözüm yöntemiyle olursa olsun, hem içenlerin hem de içmeyenlerin sigara kullanımını azaltmak amacıyla bilinçlenmeye ve daha fazla aktifleşmeye ihtiyacımız var. Bu, hem kişinin kendisi çabasıyla hem de yakınların desteğiyle kazanılabilecek bir savaştır. Herkes sigarayı bırakabilir” diyor.

Zaman içerisinde fiziki nikotin ihtiyacı ve el-ağız alışkanlıklarına, davranışsal şartlanmalar da ekleniyor.

Klinig Psikolog Reyan Kanyas, en fazla sigara içmeye neden olan 8 nedeni şöyle sıralıyor:
Kahve veya alkol tüketirken
Yemekten sonra
İşe mola verildiğinde
Sinirlenince
Heyecanlanınca
Keyiflenince
Direksiyonda
Kül tablası, sigara, çakmak görünce

SİGARA İÇEN, İÇMEYENLE ÇATIŞIYOR

Sigara içen kişi yakın çevresinde içmeyenler ile sorunlar yaşıyor. Sigara içmenin yasak olduğu iş ve sosyal ortamlarda da sorunlar olabiliyor. Sigara içen kişilerin zararlarını bilseler de bu bağımlılıktan kurtulamayacaklarını varsayarak bu sorunları beyinlerinin gerisine ittiklerini söyleyen Reyan Kanyas, şöyle konuştu:
“Sigara içen kişi bir süre için sigara içemeyeceği toplantı uçak-otobüs yolculuğu, sinema gibi durumlarda huzursuz ve sinirlidir. Bu ruh hali etrafına yansır. Ayrıca etrafındaki sigara içmeyen kişiler tarafından, etrafa yaydığı kötü koku ve dumandan dolayı olumsuz algılanıyor. Yanına yaklaşmak istemeyen ve kalabalık ortamlarda tanımadığı kişilerle bile çatışma yaşayabiliyor” dedi.

BIRAKIRKEN AİLENİN DESTEĞİ ÇOK GEREKLİ

Sigarayı herkesin bırakabileceğini belirten Kanyas, birçok kişinin kendi başına bırakabildiği gibi, bazı kişilerin de ilaç tedavileri, grup psikoterapileri, nikotin sakız ve bantları gibi tedaviler yardımıyla bırakabildiklerine değindi.

Sigara bırakmaya yardımcı bazı davranışsal yöntemler:
Tarih belirlemek yararlı: Sigara bırakma tarihinin doğum günü gibi önemli bir tarih olması, bunun ilan edilmesi büyük yarar sağlar.
Sigara içme alışkanlıkları incelenmeli: Bırakmadan evvel sigaranın içildiği durumlar ve saatlerin not edilmesi gereklidir.
Sigarayı bırakma nedenleri belirlenmeli: Kişilerin sigarayı bırakma nedenleri farklılık gösterse de en öne çıkan iki neden sağlıklı yaşamak ve çocuklarına iyi örnek olma isteğidir.

BIRAKMA EVRESİNDE İŞE YARAYACAK 9 ÖNERİ!

1- Sigara bırakıldığında ilk günler çok önemlidir. Eğer sigara bir hekimin süpervizörlüğünde bırakılıyorsa ilk iki hafta düzenli görüşme ve sonra 1, 3, 6 ve 12 aylarda görüşme faydalıdır.

2- Görüşmelerde sigarayı bırakmış kalma durumu, motivasyonun sürekliliği, yeniden başlama (relaps) eğilimi değerlendirilir.

3- Sigaraya yeniden başlama eğilimleri, sigara içmenin bırakıldığı ilk haftalar içinde olmaktadır. Bırakan kişi ilk iki kontrolüne kadar sigara içmemişse bırakmış kalma olasılığı yüksektir.

4- Ancak yeniden başlamalar başarısızlık olarak değerlendirilmemeli ve yeniden bırakma yönünde kişi motive edilmelidir.

5- Sigarayı azaltarak bırakanların yeniden başlama ihtimali bir anda keserek bırakanlara göre daha çoktur.

6- Sigara bırakıldığında ilk günler 3-5 dakika süren sigara isteği dalgaları sıklıkla gelecektir. Bu dalgaların kişinin sigara içme alışkanlıklarına göre, önceden de farkedilebilecek zaman ve durumlarda gelmesi, bırakma açısından kolaylık sağlar. Sigaranın zararlarına yoğunlaşarak veya bir arkadaşı ile sohbet ederek bu dalgayı atlatabilir.

7- Aynı zamanda sigarayı bırakan kişi için el alışkanlığının yerini alacak başka el ve ağız alışkanlıkları oluşturulur. İlk günler sigara içilen sosyal ortamlardan uzak kalarak 3-5 dakikalık dalgaların gelme sıklığının azaltılmasına çalışılır.

8- Bol sıvı gıda ve meyve tüketilerek hemen ağız alışkanlıkları değiştirilir hem de sağlıklı beslenilerek kilo alınmasının önüne geçilir.

9- Egzersize başlamak sigara bırakma sırasında görülen fazla yemenin getireceği fazla kilolar ve motivasyon açısından faydalıdır.

NTV

Depresyon nedir?

Depresyonu diğer hastalıklardan nasıl ayırt edebiliriz…

Depresyonun birçok türü var. ‘Psikotik depresyonlar’ en ağırıdır. Hezeyan ve halüsinasyonların görüldüğü bir türdür bu. Hasta olmayan şeyleri algılar, kulağına ses gelir, hayal görür, suçluluk duyar…

Kişinin depresyonda olduğu nasıl anlaşılır?

Majör depresyon (yani büyük depresyon), depresif bozukluğun oldukça belirgin, çekene ileri derecede ıstırap veren türüdür. Depresif duygu durumu (yani üzüntü, karamsarlık, zevk almama), her şeye ilgisizlik, uyku ve iştah bozuklukları, psiko-motor ajitasyon (huzursuzluktan dolayı yerinde duramama) ya da psiko-motor yavaşlama (isteksizlikten dolayı külçe gibi yığılıp kalmışlık hali), huzursuzluk, sıkıntı, gerginlik, sinirlilik, ağlama, beden ağrıları, suçluluk duyguları veya çevresini suçlu görme eğilimi, dikkat ve hafıza sorunları, cinsel isteksizlik, yorgunluk her gün ve neredeyse gün boyunca kişiye egemendir.

İntihar düşüncesi var mıdır?

Ağır depresyonlarda intihar düşüncesi de vardır. Majör depresyon teşhisi koymak için belirtilerin en az iki hafta sürmesi gerekir. Ayrıca kişinin hissettiği yakınmalar günlük yaşantısını etkiliyor olmalıdır.

Depresyon kaç çeşittir?

Ajite depresyonda aşırı öfke, hareketlilik, yerinde duramama vardır.

Apatik depresyonda ise kişi durgundur. Ağzından kerpetenle laf çıkar, algısı yavaşlar.

Melankolik depresyonda hüzün, keder ön plandadır.

Psikotik depresyon depresyonlar içinde en ağırıdır. Hezeyan ve halüsinasyonların görüldüğü bir depresyon türüdür bu. Halüsinasyon olmayan şeyleri algılamak, yani nesnesiz algıdır (kulağa ses gelmesi, hayal görmek gibi). Hezeyan ise mantıklı tartışma ile düzeltilemeyen yanlış inanç demektir. Bunlar daha çok şizofrenide olur, ama psikotik depresyonda da görülür.

Hasta garip sesler duyar mı?

Depresyon hastasının kulağına “Sen aşağılıksın, kötüsün” gibi suçlayan sesler gelir. Günahkâr olduğuna inanır. Suçluluk içerikli hezeyanlar yaşar. Çürüme, yok olma hezeyanları çıkabilir ortaya. Bütün depresyon biçimleri en az iki hafta sürdüyse, günlük hayatı aksattıysa (veya aksatmasa bile belirgin derecede acı verdiyse) majör depresyonun türü olarak kabul edilirler. Majör depresyon kapsamına girmeyen önemli bir hastalık distimi veya depresif nevrozdur.

Manik depresif nedir?

İki uçlu bozukluğun (ya da daha yaygın adıyla manik depresif bozukluğun) farkı, en az bir kere mani denen ‘duygu durumunun yükselmesi’ döneminin yaşanmasıdır. İki uçlu bozukluğu olanlar zaman zaman depresyona da girerler. Buna iki uçlu depresyon denir.

Diğer türlerden farkı nedir?

İki uçlu depresyonun belirtilerinin, diğer depresyon türlerinden farkı yoktur. Ancak mani döneminde abartılı bir kendine güven duygusu, büyüklük düşüncelerinin artması, uyku gereksiniminin azalması, enerji artışı, hızlı konuşma, dikkatin kolayca dağılması, psiko-motor ajitasyon, zevk alınan etkinlikleri abartılı biçimde yapma isteği gibi manik sendrom belirtileri sergiler.

BELiRTiLERi NASILDIR?

Bu belirtiler çoğu zaman kişinin toplumsal ve iş yaşantısını olumsuz etkiler. Duygu durumunun yükselmesi maninin temel özelliği olmakla birlikte, kişi engellenmeye çalışılırsa aşırı uyarılma ya da ani öfke gibi tepkiler bu iyimser duyguların yerini alabilir.

Distimi veya depresif nevrozu açarsak neler söylenebilir?

Distimi ya da depresif nevroz, büyük depresyon kadar şiddetli değildir. Ancak uzun sürer. Distimi, en az iki yıl devam ve büyük depresyondaki gibi kişinin günlük hayatını sürdürmesini engelleyecek boyutta olmasa da, kendisini iyi hissetmesine mani olan bir tür depresif bozukluktur. Distimide de büyük depresyondakine benzer belirtiler görülür. Distimi teşhisi koyabilmek için kişinin iki yıl içinde depresyondan çıkabildiği dönemlerin iki ayı aşmaması gerekir.

Bugün

Sonraki Sayfa »